Salı, Mart 09, 2010

Son sözler



çaresiz bir telaşla öksüz kalmaktan kurtulmayı denerler.






•• yevgenizamyatin, 2007

.

Cuma, Mart 05, 2010

Gönülçelen'e Hırsızlık Şoku


Haberi okuyunca, "Uluslararası Telif Örgütü" nihayet devreye girdi de eserin asıl sahibinin varisleri, Asis Film'e dava açtı zannettim. Yanılmışım. Meğer "Gönülçelen"in kostüm kamyonuna kalk gidelim yapmışlar. Kostüm kamyonunun arka camını kırarak içeri giren hırsızlar ağırlıklı olarak Tuba Büyüküstün'ün kullandığı kostümleri ve ünlü markalara ait kıyafetleri çalmışlar. Üzüldüm. Süren iş, devamlılık derdi var. Bütün ekibe, can-ı gönülden geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Gönülçelen ile ilgili genel fikrimi sorarsanız, Tomris Giritlioğlu olsam, hiç kasmaz başrole Onur Saylak'ı koyardım. Nasılsa bu haliyle Cansel de kızdan yaşça büyük ve çok deneyimliymiş gibi durmuyor. Ancak Giritlioğlu'nun Cansel Elçin'i seçerek yakalamak istediği "boş bakan adam" efekti ise başarmış. Tebrik ederim. Aslında dilim varmıyor ama, bazı kostümlerin çalınması da hayırlı olmuş. Çünkü tıpkı seçilen mekanlar gibi "çingene" kostümleri de fena halde kötüydü. Gönülçelen, yeni mezun bir sanat yönetmeninin elinden çıkmış, Emir Kusturica öykünmeli, 5. sınıf film setleri gibi...Yaşamıyor. Proje izleniyor. İzlensin elbette. Ancak iş sürdüğü sürece bütün ekip, yatıp kalkıp "Tuba Büyüküstün"ün açıklanamaz ekran sempatisine dua etsin.

O değil de, ekran karşısına geçince aklımı kurcalayan iki önemli mesele var. Birincisi, Ezel'in haline fena halde üzülüyorum. Bir dünya para harca, bu kadar "sıra dışı" bir iş hayata geçir, yine de "üç kuruşa" çekilen "Arka Sokaklar" ile yarış dur. Her hafta Arka Sokaklar'ın soluğunu ticareten ensede hisset filan, olacak iş mi? Değil ama, oluyor işte. Yetmezmiş gibi bu haftadan itibaren "Haneler" de "Ezel" ile aynı gün yayıma girecek Oof Of! Diğer derdime gelince, o daha da derin mesele. Şöyle ki, Kerime Nadir'in ölümsüz eserinden uyarlanan "Samanyolu" yerlerde sürünmesine rağmen niçin yayımdan kalkmıyor? Acaba Ay Yapım, Ezel'i Atv'ye getirirken, sözleşmesine "Samanyolu yayından kalkmayacak" diye bir madde mi ekletti? Samanyolu'na oranla daha iyi share ve rating alan kimi projeleri acımadan 7-8 bölüm sonra dehleyiveren Atv yönetimi, yerlerde sürünen bu projeyi yayından kaldırmadığına göre ya projeye para vermiyorlar ya da mecburen yayımlıyor olmalılar. Anlamadım gitti! Özet: Samanyolu'nu ekrana uyarlamak ticareten parlak bir zeka gösterisiydi ama projeyi bu kadro ile hayata geçirmek sahiden de intihardan hallice bir durum oldu.


Böyle yani..




•• Fotoğraf, ilgili tv kanalının resmi web sitesinden alınmıştır.

.

Çarşamba, Mart 03, 2010

Kıçınıza kaçsın!

Evet, sahiden. Bu yazı 10 yıldır her fırsatta akıl vermekten geri durmayan, sanki on yıldır çeşitli yöntemleri denememişim gibi cin fikirler üretenlerin ve öncelikle de "Anneni niye devlet hastanesine yatırmıyorsun, yazık değil mi o kadar para harcıyorsun? Götür eşşek gibi bakacak vatandaşına" diyen arkadaşımın ve aynı fikirde olanların cümlesinin kıçına girsin. "Ah.." dersem de dilim tutulsun. Neyse.. Havalar ısınmaya, annem huysuzlaşmaya başladı. Ufak ufak agresyon gösterileri de vücuda geliyor. İlaç içmesi için peşinde dolaşıyorum. Son olarak gece vakti pişirdiğim bir tencere yemeği sabahında çöpe döktüğünü, cevaben de "iki günlük yemek ayol yenir mi?" dediğini duyunca hastaneye yatma vaktinin geldiğini açık ve seçik anlamış bulundum.

Annemin hastaneye yatma zamanı geldi. Tesadüfe bakınız ki beş kuruş param da yok. Anlayacağınız, annemi yine La Paix'ye yatırıp gecesine 200 lira ödeyemeyeceğim. Öyleyse istikamet Erenköy. Attı mı işkembesinde bok kalmayan, "Yaww yazık parana sokakta mı buluyorsun, resmen şımarıklık. Herkesin anası ana, bi senin anan mı kıymetli? boyutunda hırpalayarak konuşan kabadayı arkadaşlarımdan birini aradım. O da bir- iki tanıdığına telefon etti. Dün gece hastanenin müdürü aradı, annemin durumunu izah ettim. "Getirin.." dedi. Bu sabah da, annemi bohçalayıp yola düştüm. Nöroloji Kliniği'nde boş yere geçen 2 saatten sonra Hastane Müdürü yemekten döndü ve bizimle hemen ilgilendi de annemi Acil'e yönlendirdiler. Yanımdan da acildeki vatandaşa telefon açtı. "Ahbabımdır yatışını yapın.." Yanımızda bir hademe ile Acil binasına gittik. Yeşil Oda'da psikolog olduğunu söyleyen yağız vatan evladı ile karşı karşıyayız. Yağız delikanlı annemi odaya alırken, La Paix'den alışkın olduğum üzere dışarıda kalmaya meyil ediyorum. İkimizle tek tek görüşecek sanıyorum ama yağız oğlan ünlüyor:

- Geç, sen de otur şöyle (bana diyor)
- Hasta teyzemiz mi?
- Evet.
- Nesi var?
- (Raporlararını uzatıyorum)Bipolar..
- Hmmm.. Ölmek istiyor musun teyze?
- Yok evladım.
- Yani içinde ölmekle ilgili bir istek yok mu?
- Yok evladım.
- Neyin var teyze?
- Hiçbir şeyim yok iyiyim..
- İlaçlarını alıyor musun?
- Alıyorum.

Her hastane yatışında bu senaryo oynandığı için sakinim. Şimdi doktor annemi odadan çıkaracak ve konuşmaya benimle devam edecek diye bekliyorum. Öyle olmuyor.
- Bu hasta yatışa uygun değil.
- Efendim?
- Yatışa uygun değil. Prosedür açık. Ölmek istemiyor, içinde ölmekle ilgili en küçük bir istek bile yok.
- Var demedim zaten de.. Ancak..
- Ancak mancak yok kardeşimi yatırmayız bu hastayı. Burası bakım evi değil, akıl hastanesi. Madem ki annen, bakmakla sorumlusun. Bakamıyorum yok, bir yolunu bulup bakacaksın, bizim sorunumuz değil bu anladın mı?
- Ama Doktor Bey..
- Sıradaki hasta lüften..


.

Cumartesi, Şubat 27, 2010

Herkeslerde kendini aramaya çıkma*

Antalya Havalimanı'ndayım. Kirli bir karanlığa geri dönmeye hazırlanıyorum. İlk kez bir şehri terk ederken canım yanıyor. Bu, olmazlık hissini çok iyi biliyorum. Ezberimde. Başka, sahipsiz, kimliksiz, arsız cümlelere ağlıyorum. Göz yaşlarımı gizlemeye bile gerek duymuyorum. Kendi kendimi ebe yapıp yine kendi kendimce sobeleniyorum. Bütün renklerim eylem halinde. Dün yeşeriyordum. Bugün karardım. Yarına Allah büyük!

Rötar var. Havalimanı boş, Antalya yağmurlu. İstanbul can yakmaya kararlı. Direniyorum.



* Ege Fülütçüoğlu/Tırsakoşum



.



.

Cuma, Şubat 26, 2010

Beni unutma..

Uykusuzum. Döndüm durdum yatakta. Saatlerce. Son bir hamle yaptım, zihnimi bağışlayıp, uyumak için. Ağzımdan kaçamak dökülen sözleri topladım, başucuma koydum. Beni unutma. Vazgeçme benden.

Salı, Şubat 23, 2010

BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP



Sayın Başbakanımız,

Demokratik açılım hakkında görüşmek üzere bir grup müzisyen, sinemacı, tiyatrocu ve yazarla buluşacağınızdan haberdar olduk.

Biz de, Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları dahilindeki edebiyat, müzik, tiyatro, sinema, dans, plastik sanatlar vd sanat alanlarında üretim yapan vatandaşlarız.

Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları (ÇİAÇ) hudutlarını TMK Mağduru Çocuklar'la belirlemiş farklı kesimlerden gelen insanlardan müteşekkil, kurumsal olmayan bir hak arama kampanyasıdır.

Bilginiz dahilindedir, maalesef TMK Mağduru Çocuklar'ın sayısı hızla 4 bine yaklaşıyor.

Ulusalüstü belgeler ve Türkiye'deki Çocuk Koruma Kanunu'ndaki düzenlemeler ortadayken çocuklar açısından vahim bir gelişme yaşanmış, 29.06.2006 tarih ve 5532 sayılı kanunun 8. maddesiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 9. maddesi değiştirilmiştir.

Bu değişiklikle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250/1 maddesinde belirtilen devlet güvenliğine, anayasal düzenin işleyişine, milli savunmaya, devlet sırlarına karşı suçlar söz konusu olduğunda 15 - 18 yaş arasındaki çocukların özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanmasının yolu açılmış, böylece Türkiye ulusalüstü belgelere, evrensel hukuka, toplumun çocuklara karşı sorumlu olduğu ahlaki ilkelere aykırı olarak vicdanla ve akılla bağdaşmayacak bir uygulamaya geçmiştir.

Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu da hukuka ve adalete gölge düşürecek bir kararla, çocukların "taş atma," "zafer işareti yapma" gibi eylemlerini örgüt adına suç işlenmesi sonucu örgüt üyesi gibi cezalandırma kapsamında değerlendirmiş, hatta bu eylemlerin ayrıca örgütün propagandasını yapmak ya da polise mukavemet suçlarını oluşturduğunu kabul ederek çocukların çok ağır cezalarla karşılaşmasına neden olmuştur.


Bu çocukların çoğunun dosyasında somut delil yoktur. Ve bu çocukların büyük bölümü iyi okulların iyi öğrencileridir.

Maalesef ülkemizde pek çok sorun yaşanıyor ve gündem sürekli dolu, ancak çocukların heba olması bekletilebilecek, ertelenebilecek bir mesele değildir.

Basından bildiğimiz kadarıyla çocuklara çok düşkün bir insansınız, bu ülkenin başbakanı olarak TMK Mağduru Çocuklar sorununa da eğilmenizi ve destek vermenizi istiyoruz.

ÇİAÇ dahilindeki sanatçılar olarak sizden acil bir randevu talep ediyoruz.

ÇİAÇ içindeki farklı disiplinlerden insanlar gerek bölgede gerek akademik olarak TMK Mağduru Çocuklar'a dair birçok araştırma yaptı. Pek çok sorun saptandı ve rapor hazırlandı.

Ne ki, maalesef konu basında büyük ölçüde saptırıldı. Üstelik bu alandaki toplumsal farkındalık düzeyi çok düşük. Yaratılan nefret söylemleriyle, toplumun bazı kesimleri bu çocukları tehlikeli yaratıklar olarak görebiliyor.

Bugün TMK Mağduru Çocuklar'ın % 95'i Kürt çocuklarıdır ancak mevcut kanuni düzenleme durdukça ülkenin tüm çocukları potansiyel birer TMK Mağduru çocuktur.

Daha önce Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ile yaptığımız görüşmede de bu meselenin önemini, yasal düzenlemenin gerekliliğini ama bunun tek başına yeterli olmayacağını, bu konuda ülkede geniş çaplı bir rehabilitasyon çalışması yapılması gerektiğini uzun uzun konuştuk.

Acilen çözümlenmesi gereken bu mesele hakkında sizinle buluşup fikir teatisinde bulunmak, TMK Mağduru Çocuklar'ı size bizzat anlatmak ve raporlarımızı dikkatinize sunmak istiyoruz.

Biz ÇİAÇ dahilindeki sanatçılar olarak sizden acil bir randevu talep ediyoruz.

*Bu metin Ümit Kardaş'ın hukuk danışmanlığında Mehmet Atak tarafından tasarlanmış ve yazar Yaprak Zihnioğlu tarafından kaleme alınmıştır.


Alfabetik Sanatçı İsim Listesi

A. Hicri İzgören, Açelya Akkoyun, Adil Okay, Adnan Binyazar, Adnan Özyalçıner, Ahmet Boyacıoğlu, Ahmet Cemal, Ahmet Nesin, Ahmet Mümtaz Taylan, Ahmet Ümit, Akasya Aslıtürkmen, Akgün Akova, Akif Kurtuluş, Ali Kocatepe, Ali Dusenkalkar, Ali Öz, Ali Poyrazoğlu, Ali Tarık Hatipoğlu, Alican Yücesoy, Altan Erkekli, Arda Uskan, Aret Gıcır, Arif İsmet Yılmaz, Arzu Başaran, Aslı Erdoğan, Aslı İçözü, Aslı Öngören, Asuman Çakır, Asuman Dabak, Ayça Damgacı, Ayça Şen, Ayla Algan, Atilla Özdemiroğlu, Ayda Aksel, Aydan Çelik, Aydın Bağardı, Aydın Orak, Aydın Sayman, Aydın Sevinç, Ayşe Akdeniz, Ayşe Hür, Ayşe Kalyoncu, Ayşe Karaköse, Ayşe Kilimci, Ayşe Lebriz, Ayşe Önal, Ayşe Yamaç, Ayşe Yıldırım, Ayşegül Devecioğlu, Ayşegül Güryüksel, Ayşegül İyidoğan, Ayşegül Sönmez, Ayşegül Ünsal, Ayşen Candaş, Ayşenil Şamlıoğlu, Ayşenur Kolivar, Ayten Uncuoğlu, Balım Kenter, Balkan Naci İslimyeli, Banu Fotocan, Bayram Balcı, Barış Pirhasan, Bedirhan Toprak, Behçet Çelik, Behiç Ak, Bejan Matur, Belgin Oral, Bennu Yıldırımlar, Berfin Zenderlioğlu, Beyza Gümüş, Bilal Kayabay, Bilge Contepe, Bilgin Adalı, Bora Ayanoğlu, Buket Uzuner, Burçin Oraloğlu, Bülent Erkmen, Can Dündar, Cem Sancar, Cem Selcen, Ceyda Düvenci, Cezmi Ersöz, Cihan Aktaş, Civan Canova, Cuma Boynukara, Cüneyd Özmen, Cüneyt Çalışkur, Cüneyt Yalaz, Çağlar Yigitoğullları, Çiğdem Gündeş, Deniz Atamtürk, Deniz Türkali, Derya Alabora, Derya Baykal, Didem Şahin, Doğan Durgun, Ece Gözmen, Edip Saner, Elif Şafak, Emine Uçak, Emre Kınay, Emre Koyuncuoğlu, Engin Yağmurdereli, Enver Ercan, Enver Sezgin, Erdağ Aksel, Erden Alkan, Erendiz Atasü, Erol Babaoğlu, Ersan Uğur Gör, Ertan Aydın, Esmeray, Esra Bezen Bilgin, Esra Çiftçi, Evin İlyasoğlu, Evrim Alataş, Evrim Altuğ, Ezel Akay, Faiz Cebiroğlu, Fatih Coşkun, Fatih Özgüven, Fatma Karanfil, Fatoş Sezer Ulusoy, Feride Çiçekoğlu, Ferhat Tunç, Ferhat Uludere, Feridun Andaç, Fethiye Çetin, Feyza Hepçilingirler, Feza Tansuğ, Fırat Tanış, Filiz Ali, Filiz Kutlar, Firuz Kutal, Füsun Önal, Gamze Bozo, Gonca Karapınar, Gökçe Tuncer, Gökhan Akçura, Gökhan Küçük, Gülçiçek Günel Tekin, Güler Kazmacı, Güler Yüksel İnce, Gülin Tokat, Gülsüm Cengiz, Gülsüm Soydan, Gülsün Karamustafa, Gülten Kaya, Gülüm Baltacıgil, Gülüm Dağlı, Hakan Akçura, Hakan, Gürel, Halil Ergün, Halil İbrahim Özcan, Halime Kökçe, Haluk Bilginer, Haluk Ünal, Handan Börtücene, Handan Ergiydiren, Handan Öztürk, Hande Demircioğlu, Harun Tekin, Hasan Kıyafet, Hasret Birsel, Hatice Meryem, Haydar Ergülen, Hikmet Akçiçek, Hulki Aktunç, Hülya Aktaş, Hülya Karakaş, Hülya Tuncağ, Hümeyra Akbay, Hüseyin Avni Danyal, Hüseyin Karabey, Hüseyin Karaca, Hüseyin Sorgun, Işık Yenersu, Işıl Yücesoy, İdil Fırat, İhsan Kaçar, İlhami Algör, İlkay Akaya, İlyas Odman, İnan Gündoğdu, İnci Aral, İnci Eviner, İskender Savaşır, İsmail Yıldız, İpek Çalışlar, Jaklin Çelik, Julide Kural, Kaan Arslanoğlu, Kadim Laçin, Karin Karakaşlı, Kawa Nemir, Kayuş Çelikman, Kemal Sayar, Kemal Yiğitcan, Kemalettin Bal, Kenan Işık, Kerem Görsev, Kerem Kabadayı, Kerem Kurdoğlu, Kezban Arca Batıbeki, Kutluğ Ataman, Laçin Ceylan, Lale Mansur, Latife Tekin, Lemi Bilgin, Levent Soy, Levent Ülgen, Leyla İpekçi, Macit Koper, Mahir Günşiray, Mario Levi, Mazlum Çimen, Mehmet Açar, Mehmet Atak, Mehmet Çağlarer, Mehmet Ergen, Mehmet Esatoğlu, Mehmet Güler, Mehmet Güreli, Mehmet Murat Somer, Mehmet Sander, Mehmet Teoman, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Mehtap Bayrı, Melek Özman, Melisa Gürpınar, Meltem Ahıska, Memet Ali Alabora, Meral Okay, Mercan Erzincan, Mete Sakpınar, Metin Cengiz, Metin Yoksu, Mıgırdıç Margosyan, Mihran Tomasyan, Mine Söğüt, Mine Vargı, Miraz Bezar, Mirza Metin, Murat Batgı, Murat Daltaban, Murat Garipağaoğlu, Murat Gülsoy, Murat Morova, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Musa Uzunlar, Mustafa Alabora, Mustafa Altıoklar, Mustafa Kaplan, Mustafa Köz, Müge İplikçi, Müslim Çelik, Naim Dilmener, Nalan Barbarosoğlu, Naz Erayda, Nazan İpşiroğlu, Nazlı Eray, Necati Abay, Nedim Saban, Nermin Bezmen, Neslihan Acu, Neslihan Yargıcı, Neşe Doğan Yüksel, Neşe Yaşin, Nevin Cangur, Nihal G. Koldaş, Nihal Gündüz, Nihat Behram, Nihat Ziyalan, Nilay Yılmaz, Nilgün Yurdalan, Nilüfer Açıkalın, Nilüfer Akbal, Nişan Şirinyan, Nur Sürer, Nurinisa Yıldırım, Nursel Duruel, Nurullah Can, Oğuzhan Akay, Oğuzhan Tercan, Ohannes Şaşkal, Okay Temiz, Olgun Şimşek, Onur Caymaz, Orhan Aydın, Orhan Kurtuldu, Orhan Miroğlu, Oruç Aruoba, Osman Şahin, Oya Baydar, Oya Coşkun, Ömer Erdem, Ömer Madra, Ömer Tuncer, Önder Çakar, Öner Erkan, Övül Avkıran, Özcan Yaman, Özdemir Nutku, Özen Yula, Özgün Bulut, Pakrat Estukyan, Pelin Batu, Pelin Esmer, Pınar Kür, Pınar Tümer, Ragıp İncesağır, Ragıp Savaş, Ragıp Zarakoğlu, Refik Durbaş, Reha Erdem, Reha Özcan, Reha Ruhavioğlu, Recep Yener, Reis Çelik, Roni Margulies, Ruhi Sarı, Sadık Yalsızuçanlar, Sanem Öge, Sedat Kalkavan, Sedef Ecer, Selahattin Özpalabıyıklar, Selim Demirdelen, Selim Selçuk, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş, Semih Kaplanoğlu, Sennur Sezer, Seray Gözler, Serdar Orçin, Serhan Erözçelik, Serkan Dizman, Serpil Odabaşı, Serra Yılmaz, Sevin Okyay, Sevinç Altan, Sevinç Yalçın, Seza Paker, Sezai Sarıoğlu, Sibel Eraslan, Sibel Köse, Sina Akyol, Sumru Yavrucuk, Suna Selen, Süleyman Bulut, Şahnaz Çakıralp, Şanar Yurdatapan, Şaziye Dağyapan, Şebnem Köstem, Şehmuz Ay, Şerif Sezer, Şeyhmus Diken, Şule Albayrakoğlu, Şule Ateş, Şükriye Tutkun, Tacim Çiçek, Taha Feyizli, Tahsin Yücel, Takuhi Tovmasyan, Tamer Levent, Tarık Günersel, Tayfun Pirselimoğlu, Tekin Gönenç, Tevfik Taş, Tilbe Saran, Tuna Erdem Baykal, Tuncer Cücenoğlu, Turgay Tanülkü, Tülin Altılar, Tülin Özen, Uğur Polat, Uğur Yücel, Ulaş Özdemir, Uluç Esen, Ulvi Alacakaptan, Umur Hozatlı, Uskan Çelebi, Uygar Şirin, Ülker Uncu, Ülkü Ayvaz, Ümit Ilgin Yiğit, Ümmühan Atak, Vahap Kaya, Vedat Turkali, Vecdi Sayar, Vedat Yıldırım, Vivet Kanetti, Yağmur Atsız, Yaprak Zihnioğlu, Yasemin Göksu, Yavuz Pekmen, Yeşim Büber, Yeşim Dorman, Yeşim Koçak, Yeşim Özsoy Gülan, Yeşim Ustaoğlu, Yıldıray Şahinler, Yıldız Ramazanoğlu, Yılmaz Demiral, Yiğit Bener, Yiğit Özşener, Yusuf Çetin, Yusuf Eradam, Zaven Çiğdemoğlu, Zehra İpşiroğlu, Zekeriya Can, Zeki Coşkun, Zeynep Aliye, Zeynep Erkekli, Zeynep Oral, Zuhal Gencer

Cumartesi, Şubat 06, 2010

Kusamıyorum...

Mesele yazmak değil. Haftalardır hemen her gün bloga gelip, yeni kayıt açıp, yazmaya başlıyorum. Sonra aniden "kaydet" tuşuna basıp, sayfadan çıkıyorum. Eskiden yazarak kusuyordum içimdeki öfkeyi, kini, hastalığı... Artık kusamıyorum. Yazarak kusmak da yetmiyor. Ellerim titriyor. Eskiden anlatarak rahatlardım, rahatlayamıyorum. Annemden nefret ediyorum. "Ama o senin annen" diyen ya da diyebilme ihtimali olan herkesten de tiksiniyorum. "Anne" sıfatından tiksiniyorum. Bir annem olmasından, bakmak, gözetmek, kollamak zorunda olmaktan tiksiniyorum. Toparlanamıyorum. Çok zor günler atlattım. Boktan bir çocukluğum oldu. Yoksun yoksul, çaresiz umutsuz, sefil günler geçirdim. Toparlandım. Kimi zaman kendi başıma, kimi zaman yardım alarak toparlandım. Bu sefer toparlanamıyorum. Beni sarmalayan bu tiksintiden kurtulamıyorum. İyi niyetli bir "merhaba" bile beni ağlatmaya yetiyor. Yarım şişe passiflora içiyorum, faydasız. Hayatta en korktuğum şeyi yapmaya başladım. Uyuyorum. Durmadan uyuyorum. Sabah kalkıp çay suyu ısıtıyorum. Annemin kahvaltısını hazırlıyorum. Uyuyorum. Saat çalıyor. Uyanıp, öğlen yemeğini hazırlıyorum. Uyuyorum. Uyanıp, akşam yemeğini veriyorum. Uyuyorum. Annem, elini yıkamıyor. Donunu bile çekmiyor. Bardağındaki su bitse, doldurmuyor. 3 aydır dizimin dibinde, elimin altında ve ilaçlarını da ellerimle veriyorum. Düzenli olarak ilaçlarını kullandığı halde annem iyi olmuyor. Koşarak kaçmak istiyorum. Kaybolup gitmek istiyorum. İlk defa kendimden korkuyorum.

Bu duygudan, bu sorumluluk hissinden, bu kaygudan kurtulmak zorundayım. Direndikçe tükeniyorum. İçimde kemikleşmiş, söküp atamadığım, elimi ayağımı bağlayan annemden kurtulmamı onun d abenden kurtulmasını sağlayacak o tek adımı atmamı engelleyen her ne ise onu bulup bu beladan kurtulmalıyım. Korkuyorum. Bir kez daha ayağa kalkıp korkularımdan kurtulmaya çalışıyorum. Yazmayı, anlatmayı, kusmayı deniyorum. Ağızım yüzüm, elim zihnim kan içinde kaldı öğürmekten... Kusamıyorum.